Beyaz Saray enerji güvenliği ve Orta Doğu istikrarına vurgu yaptı
Trump-Şi mutabakatı, küresel piyasalarda sert dalgalanmaların önüne geçti. Rakip iki devletin Hürmüz Boğazı’nın açık tutulacağına dair taahhüdü, enerji güvenliği ve bölgesel dengeler açısından yeni bir döneme işaret ettiği iddia edildi.
Küresel enerji güvenliği ve Orta Doğu’daki dengeler açısından kritik öneme sahip iki başlık öne çıkarıldı. Hürmüz Boğazı’nın uluslararası seyrüsefere açık tutulacağı taahhüt edilirken, İran’ın hiçbir koşulda nükleer silah kapasitesine ulaşmaması gerektiği konusunda ortak irade beyan edildi.
Enerji arz güvenliğinin korunması, küresel petrol piyasalarında ani fiyat dalgalanmalarının ve arz krizlerinin önlenmesini hedefliyor. ABD ve Çin arasındaki ticari ve siyasi rekabete rağmen, nükleer silahsızlanma ve küresel ticaret yollarının güvenliği gibi konularda ortak zemin bulunabilmesi dikkat çekiyor. Bu mutabakat, Orta Doğu’daki güç dengeleri üzerinde belirleyici bir rol oynarken işgal rejimine yönelik uluslararası baskının sürdürülmesine katkı sağlıyor.
Trump-Şi mutabakatı küresel petrol krizini yumuşattı
Pekin Zirvesi’nde sağlanan mutabakat, 2026 İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı’nın tek taraflı kapatılmasıyla tırmanan küresel petrol krizinde yeni bir döneme işaret etti. Rakip iki devletin “boğazın açık kalması” taahhüdü, hem ekonomik piyasalarda hem de askeri-politik sahada dengeleri değiştirdi.
Petrol fiyatları savaşın başlamasıyla 120 doların üzerine çıkmışken, mutabakat sonrası sert bir düşüş ve stabilizasyon eğilimi gözlendi. Dünya petrolünün yüzde 20’sinin geçtiği rotanın güvenceye alınması, Asya ülkelerinin enerji maliyetlerini düşürerek küresel enflasyon baskısını hafifletti. Çin’in Amerikan petrolü satın alarak enerji ithalatını çeşitlendirmesi, ticaret rotalarında yeni bir stratejik yönelim oluşturdu. Avrupa ve Asya borsalarında kayıpların durmasıyla risk iştahı yeniden yükseldi.
Diplomatik cephede ise Çin’in ABD ile ortak silahsızlanma safına geçmesi, İran’ı yalnızlaştırarak bölgesel baskıyı artırma yoluna gidildi. Washington-Tahran müzakerelerinde Çin’in arabuluculuk rolü öne çıkarken, kalıcı barış için baskı kurması kaçınılmaz hale geldi. Körfez’de ABD, işgal rejimi ve BAE’nin yürüttüğü operasyonlar, Çin’inçatışma karşıtı tutumuyla uluslararası meşruiyet zeminine taşınmak istendi.
ABD ve Çin arasındaki Tayvan ve teknoloji ambargoları kaynaklı gerilimlere rağmen, Orta Doğu krizi üzerinden “çatışmadan kaçınma” ve geçici bir soğuk barış dönemine girildi. Bu tablo, küresel süper güç dengelerinde yeni bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. (İLKHA)